ON YIL SONRA YENİDEN; "MARMARA'YA HÜCUM." 29.11.2012 | ÇEVRE MAKALELERİ

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin on yıl önceki Ergene Nehrindeki Kirliliğin ve Çevreye Etkilerinin Araştırılması Komisyonu’nun   25.4.2003 tarihli raporundaki “dahiyane” önerisi bugünlerde yeniden gündemde. Oysa gördüğü tepki ile önerinin  gündemden çıktığını sanıyorduk. Anlaşıldı  ki bütün teknolojik gelişmelere karşın hala aynı yerde sayıyormuşuz.  Ergene’nin kirli suyu arıtılıp (!) Marmara’ya verilecekmiş.

 
Haliç’i temizlemek için Marmara nasıl kirletildi ise şimdi de aynı acımasızlık bir kez de Ergene üzerinden Marmara’ya yapılmak isteniyor.  Haliç’e gelen bütün atık suların bir kanalla toplanıp Ahırkapı açıklarından Marmara’ya verilmesine benzer bir uygulamanın düşünüldüğü anlaşılıyor.
 
On yıl önce de söyleyip yazmıştık: Bu yaklaşım sorun çözmek değil sorunu gözden uzaklaştırmak, saklamak ve başka sorunlara yol açmaktır. “Marmara zaten öldü, her gün milyonlarca ton atık su dökülüyor, bir de Ergenenin pisliğini vermişiz ne olacak?” anlayışının doğaya, insanlığa ve gelecek kuşaklara saygıyla hiçbir ilgisi yoktur.  Bilimsellikle ve ekonomiye katkı ile de bağdaşması olanaksızdır.
 
Öncelikle, Marmara bizim iç denizimizdir  ve yakın zamana kadar toplam su ürünleri üretimimizin  % 22 sini  karşılıyordu,  yüzyirmiyedi tür ticari değeri olan kalıcı balığı vardı. İstanbul’un ve kıyıdaki tüm kentlerin evsel atıklarını “derin deşarj  marifeti”  ile arıtmadan Marmara’ya  boca edince  gelip geçen balıklara  ve deniz analarına kaldık, şimdi bir de Ergene’nin pis sularını göndermeğe  hazırlanıyoruz.
 
On yıl öncesinin yenilenen bu  dahiyane buluşu  iki yönü ile de yanlış; 
-  Ergene’nin pis suyu  gerçekten arıtılıp kilometrelerce yolculukla  Marmara’ya  gönderilecek ise buna hiç gerek yok çünkü büyük maliyetle arıtılan suyu denize  dökecek kadar zengin değiliz, bu su tekrar üretimde kullanılır. 
-  Maksadımız gerçek arıtma değil de pis suyu   sadece süzgeçten geçirip katı maddeleri tutmak ise bu zaten can çekişen Marmara’ya son ölümcül darbe olacaktır.
 

Bütün bunlar çevre bilincimizin ne kadar yetersiz, çevre sorunlarına yönetsel yaklaşımımızın ne kadar düzensiz ve eşgüdümden uzak olduğunun ve de değişmediğinin  en açık ve bir o kadar da acı örneğidir.  Ergene ve Trakya’nın çevre sorunlarını yirmi beş yıl önce, ilk kez 25.2.1988 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi kürsüsünden dile getirerek kamuoyu gündemine çıkaran bir Tekirdağlı olarak hala geçerli  bir çözüm üretilememesinin derin üzüntüsünü yaşıyorum. 

Güneş Gürseler
27.11.2012

Arena Yazılım Web Çözümleri